Pages

October 24, 2013

Siz Hiç Denizle Vedalaştınız mı? - II

Geçen yıl anlatmıştım; benim için yılın bitimi yaz sonudur, hala öğrencilik yıllarında kaldığım için midir, yoksa tiyatro sezonunun açılış kapanışına endeksli gibi mi nedir, sene sonu muhasebesini, gelecek yılla ilgili dilek ve kararlarımı hep yazın bitiminde sonbaharın başında düşünürüm ben, 31 Aralık’ta değil.

Geçen yıl da Ege’nin o mavi serin sularıyla vedalaştığım gün denize anlatmıştım. Bir yıl önce o gün, kafamda yanıt arayan bir sürü soru ve sorun vardı. Verilecek kararlar vardı, belirsizlikler ve umutsuzluk vardı. Güce ihtiyacım vardı. Bu sene çok şey değişti, daha çok umut var ama yine ve hala çok belirsiz bir gelecek – tam bana yakışır şekilde!

O gün yanımda, yanıbaşımda olan kıymetlim olan insanlar hala benimle, çok şükür ki hala yanımdalar. Ailem, üstün bir performansla, her zamankinden çok... Asırlık dostlarımla büyük sınavlardan geçtiğimiz günler de oldu, hala bir aradayız ve hala sabah 6ya kadar çekidek yiyip bira içip gülüşebiliyoruz. Kek yapıp, üst üste kız filmleri seyredip üzerine ciddi ciddi dünyayı kurtarıyoruz. Hayalgücüm ve içimdeki çocuk, kışın tüm fırtınalarına rağmen hala yerli yerinde – hatta eskisinden de güçlü!

Geçen yılın sonbaharında bir Güneş doğdu ki, onun kokusu dünyanın en güçlü ağrı kesicisi, onun gülüşü tüm vitaminlerden daha etkili. Gece uyumaya, sabah uyanmaya hiçbir sebep bulunamayan günlerde bile... Şimdilerde gözümün içine öyle bir güzel bakmaya başladı ki, onun baktığı gibi bana bakan bir çift göz için dünyayı yakabileceğimi hissettiriyor bana.

Sonra kış geldi, tanıdık bildik tüm yağmur çamur ve karanlığıyla. Banaysa bütün kışlardan daha ağır bir kış geldi. İlk kez yalnız ama ilk kez bu kadar güçlüyüm, yine de ilk kez bu kadar kırılgan. Kırılan kemiklerden bahsetmiyorum, onlar 8 haftada kaynadı, fizik tedaviyi de katınca 13 haftaya kadar uzadı, ama yaralar bir şekilde sarıldı. Asırlar öncesinden kopup gelen dostum var, bana sanki bu kışı geçirebileyim diye elini uzatmaya gelmiş, birbirimize omuz vermek için sadece 5 dakika yürümemiz yetiyor. Bende eksik olan mantık onda var, yakınımda olmasını sectiğim tüm kadınlar gibi, annem gibi, kardeşim gibi. Kalbime bir tokat patlatıp, aklımın fişini geri takıyorlar sağolsunlar - ta ki ben tekrar ayarı bozana kadar...

Baharda kısacık bir an, seni Akdeniz’in tuzlu suyuyla aldattım sevgili Ege. Ama içimden biliyordum benim yerim orası değildi, bak yine döndüm, yine güneşin dünyanın her yerinden daha güzel battığı serin sularındayım. Hem zaten Nazım’ın dediği gibi, bu yüzyılda kaç gün sürer ki? Güzel bir gülümsemeyle bir de bakmışsın, herşeyi aşmışsın, hiç unutmadan hep hatırlayarak ve dersler aldığına inanarak iyileşmişsin. Sonra bir gün o gülümseme de solabilir, o şarkı da yarım kalabilir ya da oyun final sahnesi oynanmadan bitebilir. Olsun, beni yakın markajda tutup aklımın fişini takacak güçlü kadınlar var etrafımda. Gözyaşlarıyla başladığın bir fincan kahvenin sonuna gelmeden kendini bile şaşırtarak içinden taşacak bir kahkaha var... Çok şükür ki var!

Anneannem dedi ki, kırıkların tam olarak iyileşmesi için üzerinden bir yaz geçmesi gerek. Doğruymuş. Bir güzel bir yaz oldu ki; bütün özlediklerimle hasret giderebildiğim, doyasıya vakit gecirdiğim ama asla doyamadan ayrıldığım, günlerin 25 saate uzadığı ve yetmediği bir tatil... Sonra denizle vedalaşma... Şimdi yine evimdeyim. Hayatımda ilk kez evimi özleyerek tatilden döndüm, tatil bu kadar güzel olsa bile. Çünkü bir iyelik durumu var bu sene. Benim evim, benim hayatım, benim çiçek saksılarım, benim mutfağım, benim duvarlarım.

Bu sene artık içimdeki terazi ayar tutsun istiyorum. Sokakta bana gülümseyerek bakan tanımadığım yüzleri de seviyorum; ama bu sene tanıdıklarım, yüzüne güldüklerim bana gülsün istiyorum. İçimdeki fırtınalara güç katan, hayalgücümü canlı tutan, hayallerimi kırmayan, güzel gülümseyebilen insanlar istiyorum etrafımda. Ve bütün bunları ayırdedebilecek akıl kalp ayarı istiyorum. Çünkü kötü kalpli, yalancı ve hesapçı insanlara karşı kendimi ve çevremdeki bütün kıymetlilerimi efsunlanmak istiyorum. Ayağımıza taş bağlayan, kalbimize gölge yapan, omuzlarımıza yük olan herkes ve herşey uzak dursun bizden.

En başta sağlığımız bizi hiç bırakmasın, bizi ayakta tutacak heyecanlarımız hayallerimiz bizimle olsun. Aşkla yaptığımız işlerimiz için her sabah erkenden uyanalım, her gece yorgun uyuyalım. Yolumuzdaki engebeler eksik olmasın, ki onları aşacak gücümüz hep bileylenerek içimizde saklı kalsın. Yıldızlar tepemizde, pembe gözlüklerimiz gözümüzde, aklımız bir adım önde, kelebekler midemizde, pırpırlar kalbimizde, kalbimiz de en hakeden ellerde olsun. Ve bir de ben, biraz daha yıldız tozu istiyorum bu sene ;-)


Şeniz Kurultay
16 Ağustos 2010
İstanbul 

No comments:

Post a Comment