Pages

March 20, 2014

Sandığın başına geçtiğimizde...

Demiştim ya, izliyorum ve anlatıyorum.
Kafdağımın ardından tepetaklak ineli çok oldu ama halâ izliyorum ve halâ da şaşırıyorum.

2 gün içerisinde bile bir yıla sığabilecek kadar fazla olaya şahit oluyoruz, ağzımız açık hepsine yetişmeye çalışarak takip ediyoruz etrafımızda olan biteni.

Seçim meydanlarından, her iki cümlede bir gönderme yaparak, aslında aklınca bitirmeye çalıştığı eski ilişkisinde kalbini kıran eski sevgilisine laf sokar gibi gibi halka şikayetlerde bulunan bir zavallı adamın, öfkeyle hırsla egoyla parmağında döndürdüğü bir ülkede yaşayan insancıklarız biz en nihayetinde.

Ama benim sözüm başka iki kişiye olacak...

İlk önce bu ülkenin din ile yaşayan insanına. "Dinci" ile "Dindar" aasındaki ayrımda nerede durduğunuzu on gün içinde  kendinize kanıtlayacaksınız. Başka hiç kimseye değil, yine kendinize.

Dini kendisine yol yapmış, üstünde gide gele bundan kirli çıkarlar sağlamış ve bu aciz nemalanmaları bitmesin diye bu yolda ısrarla devam edecek kadar fakir olduğunu hiç sanmıyorum maneviyatınızın. Kul hakkı yiyen, evleri ocakları karartan, Allah, kitap ve kutsal olan her ne varsa hepsi ile, en iyimser ifade ile dalga geçen bozuk insan türünün bir kez daha sırtını sıvazlayarak, durmak yok yola devam dedirtmeyeceksiniz değil mi?

Başka hiçbir şey, ne kişisel özgürlükler, ne demokrasi, ne insan hakları, hiçbir tanesinin yeri olmadı belki bugüne kadarki yaşam arayışlarınızda. Ama sadece bu din düşmanı inanların gerçek yüzünü gördüğünüz için ayrışacaksınız bundan sonra. İşte o gün sandığa giderken "bismillah" diyip pusulaya mühürü basarken, dinci ile dindar arasından hangisi olduğunuza basacaksınız vicdanınızdaki mührü. 

Belki bunları okuycaklar arasında, bu üstte yazdıklarımın muhattabı hiç kimse olmayabilir, Ama yine de bunları söylüyorum, üstüne basa basa. Belki asla okumayamayacak olsalar da, onlara da içimden bir cevap vermiş oluyorum son duyduklarımızdan sonra. Dinci misiniz dindar mı, soru çok basit aslında, cevabı da sizde.

Asıl sözüm ise aslında kesinlikle okuyacak olanlara...

Asıl sözüm sana çünkü sen benim arkadaşımsın, meslekdaşımsın, aile dostumsun ve yarın öbür gün olur da 30 Mart'tan sonra aynı senaryo tekrar oynanırsa; malesef yine oturup beraber dertlenip ne olacak bu memleketin hali diye konuşacağım insansın.

Biliyor musunuz aslında en büyük güç bizde. Öyle görünmese de. Beğenmeyen, değişim isteyen, itiraz eden, eleştiren insanlarız biz. Bugün de aynen öyle yapıyoruz.

Ama ne olur bugün yapmayın.

Çünkü hayatta herşey iyi veya kötü zamanlamadan ibaret. Ve şu an zamanlama çok kötü.

Sandıklarımıza sahip çıkmak için sabahın köründe kalkıp, sırf daha fazla oyun oynanmaya müsait diye oy vereceğimiz merkezden çok daha uzak semtte bir okula gidip tüm gün orada gözümüzü dört açıp beklediğimiz bir seçim daha olmuş muydu? Benim olmamıştı... 

Şimdi gördüğüm lüzum üzerine, belki de haddimi aşarak söylüyorum ki, oylarımızın çalınmasından da sahte oylardan da herşeyden daha büyük bir tehlike var bizi bekleyen, o da kendi elimizdeki oy pusulası. 

Bu yüzden hangi ilde hangi ilçede hangi adayın daha güçlü olduğu konusunda yapılan sohbetleri elinizin tersi ile itmeyiniz, ilgi gösteriniz. Siz hepsine burun kıvırırken, milletçe hep birlikte beton duvara doğru son sürat ilerlediğimizin farkında olun.

Lafı fazla uzatmayacağım canım arkadaşlarım. 30 Mart sandığı kalbinizle oy vereceğiniz sandık değildir. Malesef sadece ve sadece aklımızla oy vermemiz gereken bir seçime doğru gidiyoruz.

Çok fazla konuşmama da gerek yok, çünkü bu konun muhattabı olan herkes daha ilk cümleden ne anlattığımı zaten anladı biliyorum. Ama ben yine de kendimi tekrar söylemek zorunda hissediyorum:

Demokrasinin en küçük hücresine bile rastlamamız mümkün olmayan bu günleri, normal bir seçim zamanı ile kıyaslamadan, sandığın başına geçtiğimizde kalbimizle değil aklımızla oy vermemiz gerektiği konusunda şiddetle ısrar ediyorum. Demokrasimizi tekrar kazandığımızda yapacaklarımızı bugünden yapmayalım. Kaybeden hep biz oluyoruz. 

Ve beni tanıyanlar çok iyi bilir.
Kalbini unut aklınla hareket et cümlesini hayatında ilk kez kurmuş bir insan olarak söylüyorum bunu sizlere.

Umarım da son olur.

20.03.2014
   

No comments:

Post a Comment