Ben o kitabı okumuştum, o filmi izlemiştim demeyin… Bir sefer daha izlediğinizde göreceksiniz, aradan geçen yıllar içerisinde o hikaye, bütün karakterler ve hatta sonu bile değişmiş olabilir. Sakın şaşırmayın …
Yıllar sonra bugün bir daha izledim. Her bir cümlesi, her bir karesi, sahne geçişleri, müzikleri, ve o canım melodisi, hala ve hep ezberimde, hepimizin ezberinde olan filmi uzun yıllar sonra bir kez daha Ama film değişmişti, renkleri, sözleri, sesleri, bütün hikayesi değişmişti sanki.
“Elini tuttum, sıcacıktı…”
Hatırlamayan var mıdır bu repliği? O al yazmalı dünyalar güzelini, deri ceketli deli bakışlı adamı, ve sırtından yağmurluğu, ayağından lastik çizmeleri eksik olmayan bu hikayedeki “öteki adam”ı… Başrolde aşk yine ve hep dünyanın en güzel, en anlatmaya değer, en sıcacık konusu.
Şaşırdım, İlyas o kadar çok değişmiş ki ben görmeyeli. Bir inat uğruna, başını sonunu hiç düşünmeden gidip tuttuğu o el ve sonrasında tutamadığı bütün o sözler… Hele o dağlara bayırlara ağaçlara traktörlere avaz avaza bağırışı: “Arkadaş! Sevgilime hoşgeldin de…! Ey dağlar, tepeler, çiftçi kardeş, sakallı keçi, sevgilime merhaba desenize!” İlyas öyle bağırdıkça ben şaşırdım. Ben onun deli dolu coşkulu tutkulu halini aşkın tanımı gibi hatırlıyordum, rüya gibiydi bu adam. Ne zaman bu kendinden başka kimseyi düşünmeyen bencil ve zavallı adama dönüşmüş?
Benim hatırladığım Cemşit de hiç böyle değildi, sıkıcı adamın biriydi, halbuki hiç sıkıcı değil kaya gibi sağlammış. Zavallı bir tip eğil miydi bu adam eskiden? Şaşırdım güçlü ve merhametli, dağ gibi bir adam olmuş. Yaşlıydı sanki, eski ve heyecansızdı, çok şaşırdım, değilmiş, olgun adam, ağır adam, cesur adammış. Kıskanmayan, yani “yeterince sevmeyen” adamdı, şaşkınlık içinde farkettim ki sadece sükunetliymiş, sakinmiş, gerçekmiş. İlyas giderken, Cemşit o yollardan dönenmiş. Aradan geçen zamanda sanki Atıf Yılmaz pişman olmuş da Cemşit karakterini değiştirmiş sanki. “Ahmet’cim, sen dünyanın en güzel seven adamısın, ona göre oyna” demiş Ahmet Mekin’e. Mavi gözlerini ne güzel parlatmış her şefkatle bakışında.
İlyas hala çok yakışıklı, buna dokunmamışlar, olduğu gibi bırakmışlar. Ama etkisi değişmiş. Al yazmalı Asya'nın, dünyalar güzeli Asya’nın gözünden düşen ilk damla yaşla birlikte İlyas’ın jönlüğü bir anda bitiveriyor, görmüyorsunuz artık. Bak bir daha izleyin hak vereceksiniz bana…
Sonu acı biten bir film değil miydi Selvi Boylum Al Yazmalım? Filmin sonunu değiştirmişler ben izlemeyeli, mutlu bir son yazmış bu hikayeye Aytmatov. İnanamıyorum, ne çok ağladığıma bu filmi her izlediğim “yarım kalan aşk” diye… Küçüktüm anlamamışım. Adımızı dağlara taşlara yazan, derelere göklere haykıran İlyas’larla beraber biz değişirken filmin sonu da değşmiş. “Senin için bütün dünyayı yakarım!” diye büyük büyük konuşanlarla beraber filmin sonu da değişmiş; ne gerek var ki dünyayı yakmaya, samimiyetle söylenmiş bir çift sözle, içten bakan bir çift gözle zaten dünya yanıyor gerçek olabilen için....
Sonu değişmiş işte! Gerçekten de sevgi ihtimam göstermekmiş, üzebildiğin kadar değerli olduğun değil, üzülmesin diye uğraşmakmış, parmağının ucuyla değil avucunun içiyle sımsıkı tutmakmış, tutunca da hiç bırakmamakmış. Sevgi dostlukmuş, hayallerine sevdalarına, zorluklarına tutkularına yoluna ortak olmak, çözüm olmakmış. Sevgi ihtimam göstermekmiş, cesaret göstermekmiş emek vermekmiş. Ve bunları farkettikçe birçok hikayenin filmin kitabın sonu değişiyormuş, "happy end" yazıyormuş.
Ben o filmi izlemiştim demeyin, siz de aklınızda kalbinizde izini bırakmış bir filmi alın yıllar sonra yeni baştan izleyin, kalbiniz akıllanmış olabilir, ya da siz yokken filmin sonunu değiştirmiş olabilirler, sakın şaşırmayın ;)
- 22.12.2012 -
No comments:
Post a Comment